|
BAĞIMSIZ SENDİKALAR NEDEN VE NASIL KURULDU? Kamu görevlilerinin, Türkiye tarafından onaylanmış uluslararası sözleşmelerde yer alan örgütlenme hakkını kullanmaları ile 1989’dan itibaren memur sendikaları kurulmaya başlandı. 1990’larda, örgütlenme çalışmaları konfederasyonlaşmaya dönüşerek hız kazandı ve üç kamu görevlileri sendikaları konfederasyonu faaliyet göstermeye başladı. Kamu görevlilerinin “sendika” adını taşıyan örgütlerini kurmaları, kamu görevlilerinin “sendikalaşmaya” giderek artan ilgisi, sendika bünyelerinde oluşan kitlesel güç ve bu gücün politik baskı gücü şeklinde kendini göstermeye başlaması, ülkedeki ideolojik ve siyasi grupların, o arada kimi siyasi partilerin iştahını kabarttı. Kamu sendikacılığı yeni ve önemli bir örgütlenme alanıydı. Sendikaları kuran ve destek verenlerin bir kısmı salt örgütlenme ve bu yolla hakların korunması ve geliştirilmesi düşüncesindeydi. Ama kurulan sendikaları gözleyen ‘örgütçü’lerin kamu görevlilerinin hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek gibi bir dertleri yoktu. Asıl dertleri siyasi veya ideolojik amaçlara, bir başka deyişle “davaya hizmet”ti. Dikkat edilirse konfederasyonların yürüdükleri kulvarlar; sağ, sol ve islamcı ayrımları veya nitelendirmeleri, konfederasyonların asıl amaçlarını ele veriyor. Kamu görevlilerin yapısı bu kulvarları şenlendirmeye de uygundu. O kadar ki, 1990-2000 yılları arasında ülkeyi kan gölüne çeviren ayrılıkçı terör örgütünün bile bazı sendikalarda hatırı sayılır ağırlığı vardı ve bu ağırlığını hala sürdürebiliyor. Sendika ve konfederasyonların yönetim ve faaliyetleri, ilgili parti veya ideolojik merkezlerce belirlendi. Öyle ki sendikaların şube başkanı ve yönetim kurulu üyeleri ile temsilcilerinin görevlendirme veya atamaları ilgili merkezlerin direktifiyle yapılmaya başladı. Sendikaların yönetimlerinde söz sahibi olanların da başı çekmesiyle, sendikal mücadeleden ya da hakkını korumaktan başka amacı olmayanlar sendika yönetimlerinden dışlandı ve uzaklaştırıldı. Böylece sendika ve konfederasyonlar; ya bir siyasi partinin yan kuruluşu, ya da ideolojik yapıların öncü gücü veya ideolojik amaçlı yeni siyasi partilerin çekirdeği haline geldiler. Bu durum, 12 Eylül 1980 öncesi ideolojik veya siyasi yelpazenin toplumun değişik kesimlerinde oluşturulan kamplaşmayı hatırlatırcasına, o anlayışın yeniden yeşermesi şeklinde devam etti. Ancak, uluslararası sözleşmelerde amacı ve tanımı “üyelerinin ortak ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek” olarak belirtilen sendikalardan kamu görevlilerinin beklentileri büyüktü. Sendika adını taşıyan kuruluşlar,, bir yandan üyelerini tutabilmek, öte yandan üyelerinin büyük bir kısmından sakladıkları siyasi veya ideolojik amaçlarını gerçekleştirmek için, özel bir gayretin içerisine girdiler. Sendikalar, siyasi veya ideolojik amaç açısından sorun yaratmayacak “sağlam” veya “mutemet” kişilerin tekeline alındı. Ancak kamuoyuna yönelik söylemlerde sendikal içerikli ifadeler kullanılmaya veya öne çıkarılmaya da gayret edildi. Böylece sendika adını taşıyan kuruluşlarda, bir, siyasi veya ideolojik amaçlı gizli gündem; iki, üyelere ve kamuoyuna mesaj içeren açık gündem oluştu. Üyelerin büyük bir çoğunluğu şüphelenmekle beraber gizli gündemlerden haberdar olmadı. Bu arada, örgütlerin gizli gündemlerinden rahatsız olan kamu görevlilerinin, sendikal amaçlı talepleri yükselmeye ve örgüt yöneticilerini zorlamaya başladı. Çeşitli sendikalardaki zorlamalar, tanımına uygun sendikal örgüt arayışında, sendikal haklar mücadelesine gönül verenleri ümitlendirdi. Siyasi veya ideolojik bağlarda gevşeme, örgütsel bağımlılık ve kitle sendikacılığı arayışı öne çıkmaya başladı. Kamu görevlilerinin bağımsızlık arayış ve yönelişlerine siyasi veya ideolojik sahiplerin, yani “efendilerin” tepkisi sert oldu. Sendikalara müdahaleler başladı. Müdahalelerde devlet gücü dahil “amaca ulaşmak için her yol mübah” mantığıyla akla gelebilecek her türlü tehdit, şantaj, mevki verme, görevden alma, sürgüne gönderme ve benzeri baskılar kullanıldı. İşin içine siyasi parti genel başkanları, bakanları, milletvekilleri, genel müdürler velhasıl kamu makamları karıştı. Genel kurullara müdahale edildi. Sendika adını taşıyan örgütler tekrar ilgili siyasi parti veya ideolojik merkezlerce zapturapt altına alındı. Tekmil verme ve tembih alma, sendika yöneticilerinin rutin görevleri haline geldi. Sendikaların, sendika tanımına uygun olarak, “üyelerinin ortak ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek” amacıyla siyasi partilerden, ideolojik gruplardan ve kamu makamlarından bağımsız hareket etmesi gerektiğine inananlar, eski yapılardan ayrılarak, 3 Nisan 2002 tarihinde bir ilke imza atarak bağımsız sendikacılık hareketinin tohumlarını ektiler ve Ankara Valiliğine verilen dilekçelerle 7 sendikanın kuruluşunu gerçekleştirdiler. Bu sendikalar; Bağımsız Haber-Sen, Bağımsız Sağlık-Sen, Bağımsız Büro Çalışanları Sendikası (BÇS), Bağımsız Enerji-Sen, Bağımsız Ulaşım-Sen (BUS), Bağımsız Yapı-İmar Sen ve Bağımsız Tarım Orman Çevre–Sen (BATOÇ-SEN)’di. Adı geçen sendikalar, 11 Nisan 2002 tarihinde de, önce Ankara Valiliğine başvurularını yaptılar, ardından Otel Keykan’da yapılan bir basın toplantısı ile kısa adı BASK olan Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonunun kurulduğunu basına ve kamuoyuna açıkladılar. Bu sendikalara 12 Eylül 2003’te kurulan Bağımsız Eğitimciler Sendikası da katıldı. Ardından 2005 yılında Bağımsız Diyanet Vakıf-Sen, Bağımsız Yerel-Sen ve Bağımsız Kültür Sanat-Sen kuruldu. Böylece 11 hizmet kolunda BASK’a bağlı sendikaların kuruluşu gerçekleştirilmiş oldu. |