BAĞIMSIZ KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI  KONFEDERASYONU’NUN KURULUŞU MÜNASEBETİYLE 11 NİSAN 2002 TARİHİNDE GENEL BAŞKAN RESUL AKAY’IN YAPTIĞI BASIN TOPLANTISI KONUŞMA METNİDİR...

 MEMURSUZ İDARE OLMAZ

Memursuz bir devlet idaresi düşünülemeyeceğine göre iyi eğitilmiş , ekonomik ve sosyal sorunları çözülmüş, erdemli ve dürüst kamu görevlileri     ile ülkenin sorunlarını çözmek ve halkın sıkıntılarını hafifletmek mümkün olabilecektir. Bir devletin güçlülüğünün göstergesi hiç şüphesiz  ki halkının refah ve mutluluğu ile ölçülür.

Bugün ülkemizde güvenlikten yargıya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan maliyeye, saniyeden ticarete, enerjiden haberleşmeye, çevreden altyapıya, kentleşmeye kadar, hatta işsizlikten hayat pahalılığına kadar büyük bir sorunlar yumağı vardır.

Ülke kaynaklarını harekete geçirecek ve devlet-vatandaş ilişkilerinde sağlıklı diyalogları başlatacak, yegane güç kamu personelidir.

Devleti temsil gibi, ciddi ve saygın bir görev ifa eden kamu personeli, uygulanan sosyal ve ekonomik politikalar sonucu, ekonomik bir sefaletin kucağına itilmekle kalmamış, toplumdaki saygın yerini de kaybetme noktasına gelmiştir.

 

HİZMET BEKLEMEK REALİTEYE AYKIRIDIR

Günlük geçimde acze düşmüş, aile sorumluluklarını yerine getiremeyen, zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayan kamu görevlisinden kim hizmet bekleyebilir?

Çocuklarımızı ve gençlerimizi çağın gereklerine uygun bir tarzda yetiştirilmesine kim isteyebilir.

Kim sağlık hizmetlerinin düzenli yürütülmesini bekleyebilir.

Kim adaletin hakkı ile dağıtılmasını arzu edebilir.

Kim güvenliğin sağlanmasını, vergilerin düzenli toplanmasını isteyebilir.

Bu durumdaki kamu görevlisinden hizmet beklemek beyhudedir. Hayalciliktir.

Şayet hale TÜRKİYEDE bazı hizmetler iyi gidiyorsa bu kamu görevlilerinin yüksek vatanperverliğinin bir gereğidir.

Memuru bu ücretle çalıştıran, yoksulluğa mahkum eden ve memuru her türlü zorbalığa reva gören hükümetler hüsrana uğramakla kalmamış, ülkeyi de ekonomik ve sosyal uçurumun eşiğine getirmişlerdir.

                    

KEYFİ VE HUKUK TANIMAZ UYGULAMALAR

Ülkemiz için, devletimiz için bu derece hayati önem taşıyan kamu görevlileri iktidar mensuplarının akıl ve hukuk tanımaz uygulamaları altında inim inim inlemektedir.

TÜRKİYE Cumhuriyeti Devletinin bir hukuk devleti olduğu söylenmesine rağmen, iktidarı elinde bulunduran siyasiler, mevcut hukuku bir  tarafa iterek kendi bildiğince hareket etmektedir.

 

İKTİDAR PARTİSİ MENSUPLARININ PARTİ ŞÖVENİZMİ

İktidar Partisine mensup hatırlı bir seçmen bile memurlar üzerinde tasarruf yapmaya kendini yetkili görebilmektedir. Kamu görevlilerinin atanması, yer değiştirmesi, terfi edebilmesi için, iktidar partisine mensup bir milletvekilinin, bir il başkanının, bir ilçe başkanının, bir belediye başkanının, bir belde başkanının tavassutu gerekmektedir.

Hukuk sistemimizin hiçbir yerinde olmayan bu uygulama, temel bir hukuk kuralı gibi alenen uygulanabilmektedir. Yılda binlerce kamu görevlisi siyasi değerlendirmeler sonucu ya da bir ilden diğerine sürgün edilmektedir.

 

YARGI KARARLARI HİÇE SAYILIYOR

Yargı kararları hiçe sayılmaktadır. Yargıya başvuranlar daha ağır idari kararlara maruz bırakılmaktadır. Eşine ancak tarihin karanlık devirlerinde rastlanabilecek keyfi uygulamalar, arkası olmayan memurlara karşı acımasızca uygulanmaktadır. İktidar mensuplarına yakın olanlar ise hiçbir liyakat esasına bakılmaksızın üst düzey görevlere getirilmektedir.

 

SÜRGÜN VE KIYIMLARIN PSİKOLOJİK TAHRİBATI

Devlet memurluğu yerine parti memurluğunu özendiren bu anlayış temel bir devlet politikası olarak süregelmektedir.

Yine siyasi değerlendirmeler sonucu yapılan atamalarla ehliyetsiz ve liyakatsiz kişiler devlette önemli konumlara yükselmekte, devlete ve ülkeye hizmet yerine partiye ve kişiye hizmet yolu açılmaktadır. Parti ile gelip, parti ile giden üst düzey kamu görevlilerinin sayısı her iktidar değişikliğinde artmaktadır. Hatta Bakan değişikliğinde bile bu uygulama sürmektedir.

İktidar partisinin kıyımına uğramış, iktidar partisinin eteğine tutunmuş kamu görevlileri ile ülkenin hiçbir sorununun çözülmeyeceğini nasıl görmezlikten geliyorlar. Bu düzende ısrarlı olmak devleti zaafa uğratmaktadır. Devlet kademelerindeki pis kokulur rahatsız edici boyutlara erişmektedir. Gayri meşru yollar ve arayışlar meşru hale gelmektedir.

 

ÜCRET KARARNAMESİ   

2000 YILI Temmuz ayından bu yana kamu görevlileri arasındaki ücret adaletsizliğini gidermek, eşit ise eşit ücret ödemek için  TBMM’den yetki alan 57’inci Hükümet, bu yetkisini birkaç kez kötüye kullanmış ve bugüne kadar bu yetki yasasının özüne uygun bir düzenleme yapamamıştır. Aradan geçen iki yıllık süre içerisinde çıkardığı tek kararname ise, ücret adaletini sağlamak şöyle dursun, aksine kamu görevlileri arasındaki ücret adaletsizliğini derinleştiren, çalışma barışını dinamitleyen, kamu çalışanları arasında var olan kıskançlığı körükleyen bir düzenlemeden ibarettir. Bu kararnameye eşit ise eşit ücret kararnamesi diyenlerin aklına şaşıyorum. Allah aşkına!bu nasıl eşit ücret kararnamesi?2 milyon kamu görevlisinin 1 milyon 970 bininin maaşına hiçbir artış yapmayacaksınız, 1 milyon 500 bin kamu emeklisinin, 1 milyon 460 bininin maaşını arttırmayacaksınız ve sonra çıkıp, memurlar ve emekliler arasındaki ücret adaletsizliğini  gideriyoruz diye “ pişkin  pişkin” dolaşacaksınız.

Kimse sanmasın ki, bu ücret kararnamesi bir avuç kamu görevlisi ile bir avuç memur emeklisi için yürürlüğe kondu?Hayır! Onlar sadece işin figüranıydı ve kılıfıydı. Kararnameyi çıkaranlar asıl niyetlerini kamu oyundan gizlediler. Asıl niyetleri,anayasanın 86’ıncı maddesinde yapılan değişikliğe karşı kamuoyunda yükselen haklı tepki sonucu alamadıkları maaş artışlarını almaktı. Memur ve emekli yalnızca bir mizansendi bu mizansenin figüranları da bir avuç kamu görevlisi ve emeklileriydi.

Bilindiği gibi anayasanın 86’ıncı maddesi milletvekilleri maaşlarını, en yüksek devlet memuru maaşlarına endekslenmiştir. Yürürlüğe konulan ücret kararnamesinde ise en yüksek devlet memuru sayılan Başbakanlık Müsteşarı’nın maaşına 900 milyon lira civarında bir artış yapılmış,böylece yapılan artış milletvekillerinin maaşına otomatik olarak yansıtılmıştır.

Özellikle iktidar partisi milletvekillerine sesleniyorum,bakanlara sesleniyorum, partilerin sayın liderlerine sesleniyorum: Siz değil miydiniz ülkenin durumu çok kötü diyen? Siz değil miydiniz hep birlikte fedakarlık yapalım ve krizi atlatalım diyen? Siz değil miydiniz memura, işçiye kanaat et diyen? Siz değil miydiniz asgari ücretliye,emekliye sabret diyen? Siz değil miydiniz işsize, işini kaybedene tahammül et diyen? Siz değil miydiniz esnafa, tüccara,çiftçiye sebat et diyen? Ne oldu? Ne oldu da maaşlarınıza 900 milyon lira zam yaptınız ? 2001 yılında Türkiye yüzde 9,4 küçülme yerine büyüme mi gösterdi? Yoksa ihracatımız 30 milyon dolardan 150-200 milyar dolara mı yükseldi? Yoksa 2001 yılında ödediğimiz 38 katrilyon iç borç faizini alanlar bu faizden vaz mı geçti? Yoksa yeni sanayi tesisleri tam kapasite üretime mi geçti? Türkiye’de bolluk mu başladı? Hayat standardı mı yükseldi? Yoksa Türkiye’nin ve Avrupa’nın ihtiyacını görecek rezerve sahip yeni petrol kuyuları mı buldunuz da maaşlarınıza zam yaptınız? Kamu çalışanları olarak size teessüf ediyoruz. Türk halkı sizin yaptıklarınızdan hicap duyuyor. Siz yalnızca kendinizi değil gözbebeğimiz gibi korumaya çalıştığımız siyaset kurumlarını, parlamentoyu ve dahası devlete olan güveni de sarsmaktasınız. Zararınız sadece kendinize dokunsaydı,önemsemezdik. Ama şimdi sizin yedi köye zararınız var. Artık lütfen beyler kendinize gelin ve bu halkı ve bu ülkeyi daha fazla yormayın.

 

GREV HAKKI İSTİYORUZ

Kamu görevlilerini siyasi iktidarların acımasız tasallutundan kurtarmanın yegane yolu, sendikal hakları elde etmektir. Sendikal hakları etkin bir şekilde kullanmanın yegane yolu ise grev hakkının caydırıcı bir şekilde kullanılmasıdır.

Ulusal programda orta vadede gerçekleşmesi gereken taahhütlerin biriside çalışanlara hak grevinin verilmesi ve örgütlenme hakkının ILO normlarına uygun hale getirilmesidir. Avrupa’nın bir çok ülkesinde hatta anayasasını Türkiye’nin yazdığı KKTC’de bile kamu görevlileri hak grevini kullanırken Türkiye’deki çalışanlara hak grevinin henüz verilmemiş olmasını mazur karşılamamız mümkün değildir.

Oysa Hükümet orta vadede gerçekleşecek idam konusu ile ana dilde eğitim ve radyo-televizyon yayını konularında aylarca Türkiye’nin gündemini meşgul etmektedir. Varsa yoksa ana dilde eğitim ve idam konusu. Bakıyoruz bu kimin talebi, idamla yargılanan kaç kişi var bu ülkede bunlar bu kadar ses çıkarması ve kamuoyu oluşturması için şartları da müsait değildir. Ana dilde eğitim isteyen kim?  Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlarımız mı? İş bulamayan,aş bulamayan gurbet gurbet dolaşan Güneydoğu halkının yada diğer bölgelerimizde yaşayan değişik kökenlerdeki yurttaşlarımızın böyle bir talebi yoktur. Aksine Türkiye’de yaşayan her yurttaşımız gibi Güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımızın derdi; daha çok iş, daha çok aş, daha kaliteli ve nitelikli sağlık ve eğitim hizmeti, daha çok refah, daha çok insanca muamele istemektedir.

57’inci Hükümet Güneydoğuya yönelik kaç proje üretti. Kaç kişiye iş ve aş buldu. Güneydoğu halkına iş ve aş bulmak için kaç gün ülke gündemini meşgul etti. Çalışanların sendikal örgütlenmelerini önündeki engelleri kaldırmak için ne yaptı. Anayasada yazılı sendikal hakkımızı vermemek için iki yıl direndi. Hak grevini hala yasalaştırmadı. Kamu görevlilerinin grev hakkını kısıtlayan Anayasanın 54’üncü maddesi ile ilgili herhangi bir düzenleme yapmadı.

Neden biliyor musunuz , çünkü çalışanlara grev hakkını tanırsanız, örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırırsanız, çalışanların refah düzeyi yükselir, halk bilinçlenir ve halkı aldatmak mümkün olmaz, Ama ana dilde eğitim diyeceksiniz ki toplumu karşı karşıya getirebilesiniz. Biriniz ana dilde eğitim isteyeceksiniz böylece belirli bir seçmen kitlesine göz kırpacaksınız,biriniz ana dilde eğitime ve idama karşı çıkacaksınız böylece ulusal hassasiyeti yüksek tutup başka bir seçmen kitlesine selam göndereceksiniz,birinizde ne etliye, ne sütlüye karışarak diğer bir seçmen kitlesine el sallayacaksınız.

Yıllardır, çatışma kültürü üzerine bina edilmiş siyaset anlayışı toplumu kamplara bölen ve düşmanlıkları körükleyen bir üslup ile yapılmaktadır. Bu çarpık anlayış sonucu sağcılar solcularla, Alevileri Sünnilerle, Kürtleri Türklerle kavgaya tutuşturmuş, böylece hazinenin ve bankaların altına hortum döşemişlerdir. Binbir zahmetle ödenen vergilerimizi vurguncuya, soyguncuya, tefeciye ve hortumcuya kaptırdılar. Şimdi de Türkiye’yi IMF ve Dünya Bankasına avuç açar hale  getirdiler.

Kamu görevlileri başta olmak üzere tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum: yıllardır üzerimize oynanan bu oyunlara fırsat vermeyelim. Sevgili kamu çalışanları: Dünya görüşünüz ve siyasi görüşünüz ne olursa olsun, memleketiniz ve kökeniniz ne olursa olsun BASK çatısı altında herkese yer açıyoruz. Hakkını aramak isteyen, haksızlığa ve zulme kafa tutmak isteyen, iktidar karşısında köle ve kapıkulu muamelesine maruz kalmak istemeyen, arta kalanı değil hakkı olanı almayı düşünen kim varsa tüm kamu çalışanlarını BASK çatısı altına çağırıyorum.