BASK GENEL BAŞKANI RESUL AKAY’IN 1 EKİM 2005 TARİHİNDE ANKARA’DA YAPILAN YÜKSEK İSTİŞARE KURULU (YİK) TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA METNİDİR.

 KAMU GÖREVLİSİNİN ÖNEMİ

Kamu görevlileri TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN “olmazsa olmaz” varlıklarıdır. Kamu görevlileri eğitimden-sağlığa, yargıdan-güvenliğe, sanayiden-tarıma, enerjiden-ulaşıma, altyapıdan-haberleşmeye, maliyeden-ticarete kadar ülkemizin tüm hizmetlerini günün her saatinde canı pahasına yerine getirmektedir.

YÜZDE 2,5 LUK ZAM UTANÇ VERİCİDİR

Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bu denli önemli olan kamu görevlileri  tarihimizin en kötü dönemini yaşamaktadır. 59’uncu Hükümet yüzde 2,5 oranında yaptığı maaş artışları ile memurları sefaletin girdabına sürüklemekle kalmamış, keyfi ve yanlı uygulamaları ile memurları canından bezdirmiştir.

Kamu çalışanlarının büyük umutlar beslediği 59’uncu Hükümet, 2003 Ocak ayında memur maaşlarına yüzde 5, Temmuz ayında yaptığı seyyanen 46 milyon TL. artış yaparak kamu çalışanlarını diri diri mezara gömeceğini ortaya koyan Hükümet, 2004 Yılında yüzde 12, 2005 Yılında yüzde 10,2  oranında maaş artışı yapmıştır. 2006 yılında ise memur maaşlarına yüzde 2,5+2,5 olmak üzere yüzde 5,1 oranında artış yapılmıştır. Eşi her hangi bir işte çalışmayanlara 8 YTL. maaş artışı yapılmış, ek ödeme almayan yaklaşık 400 bin civarındaki memura 40+40 YTL. olmak üzere 80 YTL. ilave artış yapılmıştır

Yapılan bu komik artışlarla, 1 Temmuz 2005 ayı itibarı ile 542 YTL. olan en düşük memur maaşı Ocak 2006’da 13,5 YTL+40 YTL. tutarındaki ek ödeme ile birlikte 595,5 YTL. olacaktır. Temmuz ayında yapılacak yüzde 2,5 oranındaki 13,5 YTL+40 YTL. tutarındaki ek ödeme ile birlikte 649 YTL. olacaktır.

 

BAŞBAKAN CEVAP VERMELİDİR.

Sayın Başbakan’a kamuoyu önünde soruyorum, Bir memur ailesi bu maaşla kira, yiyecek, giyecek, yakacak, eğitim, sağlık, haberleşme ve ulaştırma gibi zorunlu ve vazgeçilmez ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaktır.  542 YTL. maaş alan bir memur ailesi, çadırda otursa, başkalarının verdiği giysilerle yetinse, yakacağa hiç para ödemese, eğitim ve sağlık harcamalarına katılmasa, işyerine yürüyerek gidip-gelse, haberleşme ihtiyacını tamamen kısıtlasa, aldığı maaş karnını doyurmaya yetmemektedir. Çünkü dört kişilik bir ailenin gıda ihtiyacını karşılamak için 572 YTL gerekmektedir.

Sayın Başbakanımız maaşının yetmediğini her fırsatta ifade etmektedir. Hatta geçimini sürdürmek için daha geçen yıla kadar bir şirketin baş bayiliğini yaptığını da biliyoruz. Sayın Başbakan kendi maaşını kimi ülkelerin Başbakanlarının maaşı ile kıyaslamak suretiyle maaşının az olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır. Bu ülkenin Başbakan’ı aldığı maaşla geçinemiyorsa, 542 YTL. alan bir memur nasıl geçinecektir. Maaşını diğer ülke başbakanlarının düzeyine yükseltilmesini isteyen Sayın Başbakan’ın, maiyetinde çalışan memurların diğer ülkelerdeki öğretmen, memur ve hemşire maaşına yükseltmesi konusunda hiçbir düşüncesinin olmadığını bilmekteyiz.

59 UNCU HÜKÜMETÇE HEBA EDİLEN KAZANIMLAR

Oysa kamu çalışanları 59’uncu Hükümet döneminde hak ve kazanımlarını geliştiremediği gibi, pek çok hak ve kazanımını da kaybetmiştir.

2000-2001 ve 2002 yılı Bütçe Kanunları ile güvence altına alınan  gerçekleşen enflasyon üzerine iki puanlık refah payı kadar maaş artışı kaldırılmış, yerine hedef enflasyon oranında maaş artışı verilmiştir.

Memurlar ve bakmakla yükümlü oldukları şahısların ilaç bedeline yüzde 20 oranında katkı payı getirilmiştir.

Emekli Sandığı şahıs kesintileri yüzde 15’den-16’ya yükseltilmiştir.

Sürekli görev yollukları sürgün ve rotasyon dışında ödenmemiştir.

Gelir ve damga vergisinden muaf tutulan asgari geçim tutarı gelir ve damga vergisine tabi tutulmuştur.

Eşdeğer ilaçlardan fiyat farkı alınmaya başlanmıştır.

Oysa Hükümet, kamu toplu iş sözleşmeleri ile 2006 yılı için işçilere 3,4+3,4 olmak üzere yüzde 7 oranında artış yapılmakla kalmamış, 2006 yılında enflasyon artış oranı yüzde 7 oranını aştığı takdirde aradaki farkın ödenmesini taahhüt etmiştir.

Ancak 2006 yılı enflasyon oranı, yüzde 5,1’lik oranındaki memur maaş artışının üzerinde gerçekleştiği takdirde aradaki fark telafi edilmeyecektir.

HÜKÜMET ÜYELERİ KADİR GECESİ DOĞMUŞ OLMALI

Kamu çalışanları hiç bir Cumhuriyet Hükümetine üç yıl kredi vermemiştir. 51, 52, 53, 54, 55 ve 57 inci Hükümetlere karşı daha birinci ayda eylemlere başlamışlardı.

Bugüne kadar hiçbir Hükümete gösterilmeyen tolerans dikkate alındığında, bu Hükümetin çok şanslı olduğunu, hatta Kadir Gecesi dünyaya gelmiş olabileceklerini düşünüyorum.

Bugüne kadar halktan 100 gün, 300 gün, 500 gün süre istendiği halde Sayın Başbakan seçimlerden sonra 3 yıl (1100 gün) süre istemiştir. Bu sürenin sonuna gelindiği halde kimse verilen sözlerin hesabını sormamaktadır. Hükümetten hesap sormaları için yetki verilen sendikalar ise yüzde 2,5 oranındaki komik zamma imza atabilmişlerdir.

Bu sendikalara sendika demek mümkün değildir. Sendikanın amacı; üyelerinin ortak ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmektir. Kazanılmış hakları korumak sendikacılıkta birinci koşul olduğu halde, yetkili sendikalar 4 yıldır yapılan toplu görüşmelerde memurların hak ve kazanımlarını geliştirmek bir yana, korumayı bile başaramamıştır. 

Üç yılın sonunda yüzde 2,5 gibi utanılacak bir artışı memurlara reva gören Hükümeti esefle kınıyorum. Üç yılın sonunda bu artışlara rıza gösterdikleri için yetkili sendikalardan da hicap duyuyorum.

Sendikal mücadeleye pek çok emeğimizin geçtiğini kamuoyu bilmektedir. Kamu çalışanlarının sosyal taraf olmaları için, pazarlık hakkını elde etmeleri için, hak ve kazanımlarını korumaları ve geliştirmeleri için ben arkadaşlarım çok yoğun ve yorucu bir mücadeleye giriştik. Bu amacı gerçekleştirmek için sağlığımızı ve geleceğimizi riske ederek Yalova-Ankara arasındaki 450 km. lik yolu 29 gün boyunca kesintisiz yürüdük.

Geriye dönüp baktığımızda üzülüyoruz. Bu çileleri, bu meşakkatleri bu bedbahtlar için mi göğüsledik? Kamu çalışanlarının hak ve kazanımlarını 5 YTL. için masada bırakan bu bedbahtlar için mi yıllarımızı heba ettik. Şimdi sendika sünelerini yok etmek için daha çetin mücadeleyi hep birlikte vermek zorundayız.

 

HÜKÜMET MEMUR DÜŞMANI OLDUĞUNU KANITLADI

59 uncu Hükümet iş başına geldiği günden bu yana yaptığı sefalet artışları ile sürgün ve kıyımlarla memur düşmanlığında tavan yapmıştır. Sayın Başbakan ve bazı Bakanlar bununla da yetinmemiş olmalılarki, her vesile ile memurları azarlamaktan, horlamaktan ve hakaret etmekten geri durmamıştır.

İcraatlarını memurlarla başarmaktan başka şansı olmayan bir Başbakan’ın memurlara hakaret etmesini anlamak mümkün değildir. Memurları yan gelip yatan kişiler olarak, Devleti de yan gelip yatılan yer olarak tanımlayan Sayın Başbakan’ın bu beyanlarını talihsiz bulduğumu belirtmek istiyorum. Sayın Başbakan memurlara karşı bu tavrı takınınca, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ali COŞKUN “kamuda 800 bin civarında asalak memur olduğunu” söyleyerek daha ileri gitmiştir.

Sayın Başbakan’ı bu vesile uyarmak istiyorum. Memurları yok sayan, hiçe sayan hiçbir iktidarın başarılı olduğu ne dünyada ne de Türkiye’de görülmemiştir. Yerçekimi Kanununa göre bindiği dalı kesen bir insan nasıl yere düşerse, memurları horlayan, hırpalayan, azarlayan, günlük geçimde acze düşüren, sürgün ve kıyımlarla canından bezdiren Bu Hükümetin de iş başında kalması mümkün değildir.

Bu nedenle Hükümet memurlarla ilgili sürdürdüğü yanlış stratejisini terk etmelidir. Sayın Başbakan memurlarla barışmanın yollarını aramalıdır. Gerek Sayın Başbakan ve gerekse Sayın Ali COŞKUN memurlardan özür dilemelidir.

 

SOSYAL YIKIM TASARISI YENİDEN DÜZENLENMELİDİR

Hükümetin sosyal güvenlik alanında yapmak istediği düzenlemenin, sosyal güvenlikle uzaktan-yakından bir alakası yoktur.

Çünkü çağdaş bir devletin görevi, vatandaşlarını dış tehditlere ve sosyal risklere karşı korumaktır.

Günümüz dünyasının en kuvvetli ülkeleri, ulusal güvenlik ve sosyal güvenlik sistemleri kalıcı olan ülkelerdir. Bir ülkenin ulusal güvenlik sistemi güçlü olmadığı takdirde, o ülkenin emperyalist güçlerce işgal edilmesi kaçınılmaz olacaktır.

Bir devlet iç barışı sağlamak istiyorsa, vatandaşlarını sosyal risklere karşı koruyacak tedbirleri almak zorundadır. On yıllar, hatta yüz yıllar içerisinde belki hiç gerekmeyecek savunma tedbirleri için bir devletin yüklü harcamalar yapması vatandaşlarını dış tehditlere karşı koruma iradesinden kaynaklanmaktadır.

Ulusal güvenliğe yapılan harcamalar ne kadar gerekli ise sosyal güvenliğe yapılan harcamalarda hiç kuşkusuz gereklidir. Ülkemizde bazı çevrelerin sosyal güvenlik söz konusu olduğunda ayağa kalktıklarını ve sosyal güvenliğe yapılan katkıyı bütçe açıklarının müsebbibi saydıklarını, soysal güvenlik sistemini kara delik olarak tanımladıklarını, hatta sosyal güvenliğe yapılan katkı ile Türk Ekonomisinin batacağını, çökeceğini söylemek suretiyle felaket tellallığı yapmakta olduklarını izlemekteyiz.

Bir ülkenin ulusal güvenlik sistemi ne kadar donanımlı olursa olsun, sosyal güvenlik sistemi sağlam değilse, sosyal dokuda çeşitli büyüklükte balonlar oluşacaktır. Sosyal bünyede oluşan bu balonların tedavisi için harcanan para sosyal güvenliğe harcanan paradan daha az olmayacaktır. Hele hele bu balonların patlaması durumunda maliyet çok daha yüksek olacaktır.

Hükümet sosyal güvenlik düzenlemesine bu anlayışla bakmalıdır. Sosyal güvenliğe yapılan harcamaların kısılması veya elde edilen kazanımların geriye götürülmesi toplumsal hoşnutsuzluğu artıran bir faktör olacaktır. Sosyal güvenlik düzenlemelerinin temeli, toplum bireylerinin mutlu ve refah içerisinde yaşamasını temin etmelidir. Hastalık, yaşlılık, kaza ve benzeri risklere karşı korumaktır.

Sosyal güvenlikle ilgili yapılacak düzenlemelerde; norm ve standart birliği sağlanırken iyi durumda olan emsal alınmalıdır. Oysa TBMM gündemine getirilen tasarı gerek memurlara, gerek işçilere ve gerekse kendi nam ve hesabına çalışan kimselere hiçbir yeni güvence getirmediği gibi özellikle memurların pek çok kazanılmış hakkını elinden almaktadır.

           

MEMURLAR HANGİ HAKLARINI KAYBETMEKTEDİR.

 

1-                                                      Emekli aylığı bağlama yöntemi değiştirilmektedir. Fazla mesai, harcırah, aile ve çocuk yardımı hariç tüm gelirlerden emekli kesintisi yapılacak ancak aylık bağlanırken tüm hizmet yıllarının ortalaması alınarak emekli aylığı bağlanacaktır.

 

2-                                                      Emekli aylığı azalmaktadır. Mevcut uygulamaya göre her hizmet yılı 3 rakamı ile çarpılmak suretiyle emekli aylığı bağlama oranı belirlenmektedir. Buna göre emekli sandığına 25 yıl pirim ödeyen bir memura, pirime esas kazancının yüzde 75’i oranında emekli aylığı bağlanmaktadır. Ayrıca her hizmet yılı için bir puan ilave edilmektedir. Sosyal yıkım tasarısı kanunlaştığı takdirde, 2015 yılına kadar çarpım katsayısı 2,5, (emekli aylığı bağlama oranı yüzde 62,5) 2015 yılından sonra ise, çarpım katsayısı 2 olarak hesaplanacaktır. (emekli aylığı bağlama oranı yüzde 50)

 

3-                                                      Emekli taban aylığı kaldırılmaktadır. Yürürlükteki mevzuata göre, 25 hizmet yılını bitiren bir memura bağlanan emekli aylığı, Temmuz 2005 ayı itibarı ile 580 YTL.nin altında kalması halinde bu rakam 580 YTL.ye yükseltilmektedir. Emekli aylıkları SSK’da 420 YTL, BAĞ-KUR’da 350 YTL.dir. Sosyal yıkım tasarısı, asgari taban aylığını kaldırmaktadır.

 

4-                                                      Emekli aylıkları yüzde 60 azalıyor. Yürürlükteki Emekli Sandığı mevzuatına göre sigorta primine esas kazancı 600 YTL. olan ve  35 yıl fiili hizmet yapan bir memura 7500 YTL. emekli aylığı bağlanabilmektedir. Sosyal yıkım tasarısı yürürlüğe girdiğinde anılan memura 3100 YTL. emekli aylığı bağlanabilecektir.

 

5-                                                      Emekli kesintileri brüt maaştan yapılacak. Yürürlükteki emekli sandığı mevzuatına göre, memur maaşının belirli bir kısmından yapılan emekli kesintileri, sosyal yıkım tasarısı yürürlüğe girdiğinde tüm gelirlerden pirim kesileceği için net maaşlarda azalma olacaktır.

 

6-                                                      Yüzde 5 sağlık pirimi kesilecek. Yürürlükteki Devlet Memurları Kanunu ve Emekli Sandığı Kanununa göre, memurların ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin tüm sağlık harcamaları kurumları  tarafından  karşılamaktadır. Sosyal yıkım tasarısı yürürlüğe girdiğinde, memurların brüt maaşından yüzde 5 oranında sağlık primi kesileceğinden memur maaşları yüzde 5 oranında azalacaktır.

 

7-                                                      Sağlık hizmetlerinden katkı payı alınacak. Sosyal yıkım tasarısı yürürlüğe girdiği takdirde, memur ve emeklilerinin bakmakla yükümlü olduğu kişiler, her hekim muayenesi için 2 YTL. ücret ödeyecektir. Ayakta yapılan tedavilerde yüzde 10 ila 20 arasında katkı payı alınacaktır. Sevk zincirine uyulmaması durumunda katkı payları yüzde 50 oranında arttırılacaktır. Sağlık hizmetlerinin sunumu sırasında pek çok hizmetten katkı payı alınacaktır.

 

8-                                                      90 gün çalışmayana sağlık hizmeti verilmeyecek. Yürürlükteki 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre memur ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler prim gün sayısına bakılmadan tüm sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Sosyal yıkım tasarısı yürürlüğe girdiğinde, sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için 90 gün prim ödeme koşulu getirilmektedir.

 

9-                                                      Yatak istirahatı üç gün olacak. Yürürlükteki mevzuata göre, memurlar yatak istirahatı aldıklarında maaşlarında  hiç bir kesinti yapılmamaktadır. Tasarı yürürlüğe girdiği takdirde üç günden fazla geçici iş göremezlik raporu alan memurların maaşlarında yüzde 20 ile 60 arasında bir azalma söz konusu olacaktır.

 

10-                                                 TÜFE artışı Anayasa’ya aykırıdır. Memur emeklilerinin maaşlarına refah payı ilave edilmesini önleyen 4447 sayılı Kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği halde, aynı hüküm tasarıya monte edilerek Anayasa’nın 153. Maddesi yok sayılmıştır.

 

11-                                                  Emekli olmanın yolu kapatılmaktadır. Yürürlükteki 4447 sayılı Kanuna göre, emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde 60 olarak uygulanmaktadır. Tasarı yürürlüğe girdiği takdirde, kadın ve erkekler kademeli olarak 68 yaşında emekli olacaklardır. Bu durumda hiç bir memur ve çalışan emekli olamayacağı için sosyal güvenlik sistemi açık vermeyecektir.

 

12-                                                 Halen çalışanlar da hak kaybına uğramaktadır. Halen çalışan memurların emekli aylıkları bu tasarının yürürlüğe girmesinden önceki hizmeti ile, bu tasarının yürürlüğe girmesinden sonraki hizmetleri orantılı olarak hesap edilecektir. Emekliliğine 10 ve daha fazla yıl bulunan memurların maaş kaybı yüzde 30’lar düzeyine ulaşacaktır.

 

13-                                                 Pirim kesintileri bir yıl karşılanacaktır. Tasarının geçici 5’inci maddesine göre pirim kesinti farkları bir yıl süre ile kurumlarınca ödenecektir.

 

Söz konusu sosyal yıkım tasarısı memurların kazanılmış haklarını yok etmek için hazırlanmıştır. Bu tasarı kanunlaştığı takdirde, memurların kazandığı ne varsa, tamamı alınmış olacaktır.Emeklileri açlıktan, memurları yoksulluktan kurtarmak için yola çıkan iktidar, 3 yıl gibi kısa zamanda memurlara ve emeklilerine hayatı zehir etmeyi başarabilmiştir.

           

KAMU PERSONEL REFORMU

Kamu çalışanlarını sefalete mahkum eden, sürgün ve kıyımlarla canından bezdiren Hükümet, Kamu Personel Rejimi ile ilgili kapsamlı değişiklikler yapmaya hazırlanmaktadır.

Hükümet ve yandaşlarının iddia ettiği gibi bu düzenlemeler yürürlüğe girdiğinde kamu hizmetlerinde verimlilik artmayacaktır. Kalite yükselmeyecektir. Rüşvet, adam kayırma, yolsuzluk ve hortumlama son bulmayacaktır. Sermaye, siyaset ve bürokrasi arasındaki saadet zinciri kırılmayacaktır.

Aksine getirilen düzenleme ile kamusal alandaki saadet zinciri sağlamlaşacak ve genişleyecektir. Kamuda rüşveti, kayırmacılığı, yolsuzluğu ve hortumlamayı önlemenin yegane yolu kamu görevlisinin tarafsızlığını sağlamaktır. Bunun yolu, siyasi ve nüfuzlu kişilerin kamu görevlisi üzerindeki etkisini azaltmaktan geçmektedir.

Mevcut personel rejimindeki atanma, yükselme ve yer değiştirme kriterlerindeki keyfiyet yüzünden kamu görevlisi yasalara uymak yerine iktidar mensuplarının direktiflerine uymaktadırlar. Getirilen düzenleme kamu görevlisini hatırlı ve nüfuzlu kişilerin etkisinden kurtarmak yerine, siyasi ve nüfuzlu kişilerin boyunduruğu altına sokacaktır.

 

TOP YEKÜN KADROLAŞMA HAREKATI

Bu düzenleme ile Hükümet, kamu kurumlarının statüsünü değiştirmeyi ve böylece kamu görevlilerini şahsa bağlı kadrolu personel konumuna getirmek suretiyle unvanlı personelin tamamını bir kalemde görevden almayı hedeflemektedir.

Bu düzenleme yürürlüğe girdiğinde, Sayın Başbakan’ın vücut dilinden anlayan kadrolar iş başına getirilecektir. Bu anlayışın il, ilçe, belde başkanlarına hatta hatırlı seçmenlere kadar sirayet edeceği düşünüldüğünde, ülkemizin büyük bir kaosa sürükleneceğini söylemek için kahin olmaya gerek yoktur.

                       

REFORMUN TEMEL YAPISI NASIL OLMALIDIR

a)                             İŞE ALINMA; kamu görevlilerinin işe alınmasında kayırmacılığın tüm yolları tıkanmalıdır. İktidarı elinde bulunduran siyasi kadrolarla, sisteme egemen olan nüfuzlu kişilerin etkisi kaldırılmalıdır. KPSS sisteminde ısrar edilmelidir.

b)                             ATANMA; Kamu görevlilerinin atanma kriterleri objektif olmalıdır. Görev tanımı yeniden yapılmalı, göreve atanacak kamu görevlilerinin nitelikleri yeniden belirlenmelidir. Atamaya ilişkin tüm hususlar önceden bilinmeli, takdir hakkının sınırları çizilmelidir.

c)                              YER DEĞİŞTİRME; kamu görevlilerinin hangi bölgede ne kadar süre ile görev yapacağı, ne zaman nakil talebinde bulunacağı önceden belirlenmelidir. Hizmet gereği ve benzeri adlarla yapılacak nakillerin yolu kapatılmalıdır.

d)                             YÜKSELME; Kamu görevlilerinin yükselme sınavları KPSS ve ÖSS’de uygulanan yöntemle yapılmalıdır. Unvan değişikliklerinde de benzer kriterler benimsenmelidir.Hizmet içi eğitim gözden geçirilmelidir. Üst düzey görevlere yapılan atamalarda aynı yöntem geçerli kılınmalıdır. Bu nedenle 657 sayılı Kanunun 68/B maddesi yürürlükten kaldırılmalıdır.

 

ESNEK İSTİHDAM OLMAMALI

Kamu hizmetleri tarafsızlık ilkesi içerisinde yerine getirilmelidir. Türkiye’deki devlet yapısının kayırmacı bir anlayışa dayandırıldığı dikkate alındığında, kamu hizmetlerinin esnek istihdam ilişkisi ile sunulması mümkün olmayacaktır. Esnek çalışma ilişkisi içerisindeki memurların iktidar mensuplarından gelecek keyfi ve hukuk dışı talepleri geri çevirmesi mümkün olmayacaktır. Esnek ilişki ile çalıştırılan kamu görevlisinden beklenen verimi elde etmek mümkün olmayacaktır.

 

PERFORMANSA DAYALI ÜCRET SİSTEMİ

Kamu görevlilerinin ücretlerinin performansa göre belirlenmesi durumunda kayırmacı anlayışlar etkinlik kazanacaktır. Bugüne kadar kamusal alanı dış etkilerden korumak mümkün olamamıştır. Bu düzenleme yapıldığında, performansa dayalı ücret sistemi ile kayırmacılık artacaktır. İyi niyetlerle yapılmak istenen düzenleme kısa zamanda amacından uzaklaşacak ve feodal bir ilişki yumağına dönüşecektir. Bu düzenleme yürürlüğe girdiği takdirde arkası olanların yüksek ücret alacağı, arkası olmayanların mağdur edileceği zorba bir düzen işletilecektir.

 

EKONOMİ ESEN RÜZGARLARIN ETKİSİNDEDİR.

Merkez Bankası kayıtlarına göre karşılıksız çıkan çek sayısı 2002 yılında 748,493 adet, 2003 yılında 843,642 adet, 2004 yılında 964,611 adet, 2005 yılı Ocak-Temmuz dönemi 632,061 adet çek karşılıksız çıkmıştır. Protesto edilen senet sayısı geometrik olarak artmaktadır. Batık kredi kartları görülmemiş düzeylere yükselmiştir.

Kap-kaçın alenileştiği, hırsızlığın meşrulaştığı, fuhuş ve uyuşturucunun liselere kadar indiği toplumsal bir çöküş yaşamaktayız. Bu sorunların birinci kaynağının geçim sıkıntısı olduğunu herkes bildiği halde Hükümet eline ne geçerse halının altına süpürmektedir.

Hükümet ekonominin parasal göstergelerini öne sürerek ekonomide bahar ve yaz havasının estiğini her fırsatta söylemektedir. Ekonomik göstergeler, üretim, yatırım, istihdam ve ihracatla desteklenmediği takdirde kalıcı olamazlar. Ekonomik parametreler bir insanın başındaki kaskete benzerler, ani bir rüzgarda uçup giderler. Hükümetin aylardır övündüğü ekonomik tablo S.O.S. vermektedir.

 

ENFLASYON

Hükümetin övünmekle bitiremediği ekonomik parametrelerin başında enflasyon gelmektedir. Bir ülkede enflasyonun düşük olması, o ülkedeki ekonominin güçlü ve sağlıklı olduğu anlamına gelmemektedir. Güçlü bir ekonomide enflasyonun düşürülmesi, üretimin artması, piyasa sürülen malların çokluğu ve bu malların kalitesi ile ölçülmektedir. Böyle olmasaydı, enflasyon rakamları sıfırın altında seyreden bazı Afrika ülkeleri açlıktan ölmezlerdi.

REEL FAİZ

Hükümetin övündüğü bir başka konuda faizlerin düşürülmesidir. Faizlerin düşmesi bir ekonomi için olumlu işaretlerdir. Ancak reel faizlerin bir türlü düşürülememiş  olması ekonominin ateşinin her an yükseleceğini göstermektedir. Enflasyondan arındırılmış faiz gelirinin ortalama yüzde 9-10 civarında seyrettiği bir ekonomiye ancak spekülatörler iltifat göstermektedir. Piyasaya giren sıcak para reel faizin yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Sıcak paranın piyasadan kaçması sonucu 2001 krizinin doğduğu dikkate alındığında, ya spekülatörlerin at koşturduğu bir ekonomik gidişata boyun eğilecek ya da ekonomik krizleri  göze almak gerekecektir.

 

BÜYÜME VE İŞSİZLİK

Hükümetin övündüğü ekonomik parametrelerin bir diğeri de GSMH’daki büyümedir. 2003 yılında  5,9 oranında gerçekleşen büyüme, 2004 yılında 9,9 oranında olmuştur.

 Her ne kadar TÜRK Ekonomisi büyürken, kamu çalışanları, emeklileri, dul ve yetimleri yoksullaşmış olsa da Sayın Başbakan ve iktidar çevreleri her fırsatta övünmelerini sürdürmektedirler. Sayın Başbakan, gazete ve televizyonlardaki  propagandayı yetersiz bulmuş olmalı bil boardları kullanmak suretiyle Türk Ekonomisinin rekor düzeyde büyüdüğünü anlatmaya çalışmaktadır.

Lise düzeyinde ekonomi bilgisine sahip olanlar bilirler ki; yatırım yapmadan, rekabet gücü yüksek, kitlevi üretim yapmadan ve bu malları dış pazarlarda satmadan ekonomi büyümez.

Türk ekonomisi büyürken, işsizlik azalmamaktadır. Şayet Türk ekonomisi sağlıklı bir biçimde büyümüş olsaydı işsizlik azalırdı. İşsizlik azalmadığına göre bu büyüme öbez bir büyümedir. Bu büyüme sürdürülebilir bir büyüme değildir. Yurtdışından ithal edilen ara ve yatırım malları ile Türk ekonomisi büyümektedir. Türk ekonomisinin görüntüsü, borç para ile ev eşyası alıp daha sonra taksitlerini ödeyemeyen kişinin durumunu andırmaktadır. 

 

İHRACAT VE İTHALAT

Hükümet çevrelerinin övündüğü ekonomik parametrelerin bir diğeri de ihracat rakamlarıdır. Her fırsatta ihracatın rekor kırdığını, ihracatçımızın mucizeler yarattığını söylemektedirler.

Bir ekonomide ihracatın artması elbette çok önemlidir. Ancak ihracat, ithalatı karşılamaktan uzaksa ekonominiz göçük altında demektir. İhracat rekoru kırdıklarını her fırsatta dile getiren iktidar, 2004 Yılındaki 34,4 milyar dolarlık dış ticaret açığını görmezlikten gelmektedirler. Dış ticaret açığının 2005 Ocak-Ağustos döneminde 28,5 milyar dolara ulaştığı dikkate alındığında, yıl sonundaki dış ticaret açığının 50 milyar dolara ulaşması sürpriz sayılmamalıdır. 2000 Yılındaki dış ticaret açığının 27,5 milyar dolar olduğu hatırlandığında, Türk ekonomisinin geleceğinden kaygı duymamak mümkün değildir.

 

DÖVİZ KURLARI

Hükümetin övüne övüne bitiremediği bir diğer ekonomik parametrede döviz kurlarının düşük olmasıdır. Döviz kurlarının artmadığı dönemlerde cari işlemler açığı yani ödemeler dengesi hangi durumdadır. Hükümet 2004 yılı cari işlemler açığını 7,6 milyar dolar olarak hedeflemişti. 2004 Yılı itibarı ile cari işlemler açığı 15,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Cari işlemler açığı 2005 Ocak-Temmuz döneminde 15 milyar dolar olarak gerçekleştiği göz önüne alındığında, bu rakam yıl sonunda 25 milyar dolara yaklaşacaktır.

 

İÇ BORÇ STOKU ARTMAKTADIR.

59‘uncu Hükümet göreve başladığı tarihten bu yana iç borç stokunu 93,5 Milyar YTL.  artırarak 146 Milyar YTL. den 239,5 Milyar YTL yükseltmiştir. Yıl sonuna kadar bu rakamın 100 Milyar YTL.yi geçeceği tahmin edilmektedir.

100 Milyar YTL ile hangi yatırımlar yapıldı. Hangi sosyal kesimlere transferler yapıldığını Hükümet’i kamuoyuna anlatmasını beklemekteyiz. Ayrıca Hükümet, üç yıl boyunca 80 Milyar YTL. tutarındaki faiz dışı fazlayı ve özelleştirmeden elde edilen gelirlerle birlikte toplam 200 Milyar YTL tutarındaki bir birikimi nereye harcandığı açıklanmalıdır.

 

TÜYÜ BİTMEDİK YETİM HAKKI

Sayın Başbakan ve Hükümet Üyeleri zaman zaman yaptıkları açıklamalarda “tüyü bitmedik yetimin hakkını kimseye yedirtmeyiz” demektedirler. Oysa torba yasaların arasına atmak suretiyle çıkardıkları bir düzenleme ile PTT Kefalet Sandığını tasfiye etmiştir. Tasfiyeye göre, sandıkta biriken 252 trilyon liralık meblağın 25 trilyon liralık anaparası hak sahiplerine, 227 trilyon liralık nemaları ise  PTT Genel Müdürlüğüne ve Maliye Bakanlığına aktarılmıştır. Sandıkta biriken paraların tamamı PTT’de çalışan dağıtıcı, gişe memuru, veznedar ve şoför personele ait olduğu halde Hükümet bir gecede fakir-fukaranın, yetim ve öksüzün cebindeki paralara el koyabilmiştir. Acaba sayın Başbakan biz tüyü bitmedik yetimin hakkını yedirtmeyiz dedik ama biz yemeyeceğiz demedik diyorsa bu durumu tüyü bitmedik yetimlere açıklamalıdır.

 

TELEKOMU SATANLARA VASİ GEREKİR

Hükümet tüyü bitmedik yetimlerin hakkı olan iktisadi işletmeleri kar eden-zarar eden, önemli-önemsiz olduğuna bakmaksızın tamamını “babalar gibi” satmaya karar vermiştir. Neyi satıyorsun, kimin malını kimlere satıyorsun dediğinizde son derece pişkin bir eda ile “millet bize yetki verdi, dolayısıyla her şeyi satarız” diyebilmektedirler. Oysa hiçbir vatandaşımız AKP’ye oy verirken Türk Telekom’u Oger-Tim Ortaklığına, TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76 lık hissesini İsrail’li işadamı Sami Ofer’e ölmüş eşek fiyatına sat diye yetki vermemiştir.

BASK özelleştirmenin karşısında değildir. Özelleştirmeden elde edilecek gelirlerin yatırıma, üretime, kaliteye ve istihdama dönüşmesini istemektedir. Şu ana kadar yapılan özelleştirmelerde kamu kaynakları adeta yağmalanmıştır.

Dünyanın 13’üncü büyük telekom şebekesi olan TÜRK TELEKOM’un yüzde 55’lik hissesi, OGER TELEKOM ve TELEKOM İTALİA Ortaklığına (OGER-TİM) yüzde 20’si peşin, 5 yıl vade ile  KDV dahil 6 Milyar 550 Milyon Dolara satılmıştır.

·                      TÜRK TELEKOM 2004 yılında 2 Milyar 100 Milyon Dolar kar etmiştir. TÜRK TELEKOM üç yıllık karı karşılığında satılmıştır.

·                      6 Milyar 550 Milyon Dolarlık ihale tutarının 1 Milyar 310 Milyon Doları peşin (yüzde 20), geriye kalan 5 Milyar 240 Milyon Doları ise, her yıl 1 Milyar 48 Milyon Dolarlık taksitlerle 5 yılda ödenecektir.

·                      OGER-TİM Ortaklığı, her yıl 1 Milyar 155 Milyon Dolar kar payı alacaktır. Buna mukabil 1 Milyar, 48 Milyon Dolar taksit ödeyecektir.

·                      Ayrıca 25 Haziran 2005 tarihinde evrensel hizmetlere ilişkin  yürürlüğe sokulan 5369 sayılı Kanunla zarar eden yerleşim merkezlerine sunulan telekom hizmetleri Ulaştırma Bakanlığı bütçesinden karşılanacaktır.

·                      Oysa TÜRK TELEKOM, söz konusu hizmetleri kar amacı gütmeksizin mezra, köy, belde ve kasabalara kadar götürmekte ve 2 Milyar Doların üzerinde kar elde etmektedir.

·                      Evrensel hizmetlerin Genel Bütçeden karşılanması ile Hazineye 3-5 Milyar Dolar yük getireceği gibi, OGER-TİM Ortaklığına da avanta bir gelir sağlayacaktır.

·                      5189 sayılı Kanuna göre, TÜRK TELEKOM’da ihtiyaç fazlası olarak kabul edilen 30 bin civarındaki sözleşmeli, kapsam içi ve kapsam dışı personel nakil yoluyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilecektir.

·                      TÜRK TELEKOM’da bir personelin bir aylık ortalama maliyeti 10 bin YTL olduğu dikkate alındığında, 30 bin personelin aylık maliyeti 300 milyon YTL, yıllık maliyeti ise 3.6 milyar YTL olacaktır.

·                      Oysa TÜRK TELEKOM her yıl 30 bin personelin 3.6 milyar YTL tutarındaki maaşını da ödemekledir.

·                      TÜRK TELEKOM’un AVEA’daki yüzde 40 hissesi yüzde 18’e düşecektir.

·                      Böyle satıcıya vasi gerekmez mi?

Günlük yaşamınızda böyle bir satıcı yakınınız olsa, örneğin babanız olsa, size ve kardeşlerinize ait olan malları rast-gele satsa, sonra da “bu çocukların kafası çalışmıyor, onlar yan gelip yatmaya alışmışlar, gördünüz işte ben bu malları babalar gibi sattım” diyerek sinirlerinizi harap etseydi, ne yapardınız.

Babanızın yürek parçalayan haline mi? malınızın, mülkünüzün yok pahasına satılmasına mı? Yediğiniz fırçaya mı yanardınız?

Yoksa aile meclisini tez elden toplayıp, “kanuni ehliyete haiz olmadığı” gerekçesi ile babanızın vesayet altına alınması için mahkemeye mi giderdiniz? Böyle bir baba ile TÜRK TELEKOM’u satanlar arasında nitelik olarak hiçbir fark yoktur.

Türk Telekom  AŞ’nin satılmasına dayanak teşkil eden 5189 sayılı Kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvurunun sonucu görülmeden Danıştay’ın hisse devir sözleşmelerini onaylamaması gerektiğini düşünmekteyiz.

 

AVRUPA BİRLİĞİ VE SENDİKAL HAKLAR

Türkiye AB’ye girmek için 40 yıldır mücadele etmektedir. İktidara talip olanların Türk Toplumuna gösterdikleri yegane hedef AB olmuştur. 59 uncu hükümet AB’ye girmek için her türlü tavizi tereddütsüz vermektedir. İnsan haklarının geliştirilmesi, hukukun üstünlüğünün egemen kılınması, insan onuruna yakışır bir yönetime geçilebilmesi için AB kriterlerini önemli görmekteyiz. AB’ye üye olma veya olmama koşuluna bağlı kalmaksızın AB kriterlerinin ülkemiz insanına sunulmasını yararlı görmekteyiz.

Türkiye, AB Ulusal Programını 24 Mart 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlamak suretiyle kabul etmiştir.

Ulusal programın siyasi kriterler bölümünde,

Çalışanlara hak grevi tanınması, sendikal hakların 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı paralelinde düzenlenmesi öngörülmektedir.

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun TBMM’de görüşülmesi sırasında bugünkü iktidar partisi sözcüleri; 4688 sayılı Kanunun bir aldatmaca olduğunu, grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklarla ilgili Anayasa değişikliği teklifi geldiği takdirde kayıtsız şartsız destek vereceklerini ifade etmişlerdi. Bugün Anayasa değişikliği yapacak kadar gücü olan AKP iktidarı grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklarla ilgili anayasa değişiklik teklifini parlamento gündemine dahi getirememiştir.

 

HAK GREVİ

Hükümet, sendikal hakların İLO’nun 87 ve 151 sayılı Sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı’na uyumlu hale getirileceğini taahhüt ettiği halde, örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmadığı gibi, pazarlık mekanizmasının sağlıklı bir şekilde işlemesini temin eden grev hakkı ile ilgili düzenlemeyi de yapmamıştır. 35 aydır iş başında bulunan 59’uncu Hükümet  yüzlerce kanunda değişiklik yapmış, Anayasamızın pek çok maddesini değiştirmiş, ancak çalışanlarla ilgili kayda değer hiçbir düzenleme yapmamıştır.

Oysa Ulusal Program’da orta vade gerçekleştirilmesi taahhüt edilen diğer siyasi kriterler acele yerine getirilmiştir. Örneğin, DGM’ler, ölüm cezaları kaldırılmış, ana dil ve lehçelerde dil kurslarına ve radyo ve televizyon yayınına başlanmıştır.

 

AB’NİN TUTUMUNU KAYGIYLA İZLİYORUZ.

Hükümet  yürürlüğe koyduğu kanunları, ülkemizin önceliği olduğu için değil, AB’nin önceliği olduğu için yürürlüğe koymaktadır. Bu yasalar, 3 Ekim’de başlayacak müzakere masasına oturmak için yapılmaktadır. 

Şayet AB, örgütlenme, pazarlık ve grev hakkı ile ilgili düzenlemelerin yürürlüğe girmesini Türkiye’den talep etmiş olsaydı, bu kanunlar da yürürlüğe girmiş olacaktı.

Şayet AB, Kopenhang kriterleri içerisinde yer alan ve orta vadede gerçekleştirilmesi taahhüt edilen siyasi partiler ve seçim kanunu ile ilgili düzenlemelerin yapılmasını talep etmiş olsaydı, bugün Türk Demokrasisinin standardı önemli ölçüde yükselmiş olacaktı.

AB’nin bu tutumu  kuşkularımızı artırmaktadır. AB’nin, Türkiye’nin hayrına olan düzenlemelerden çok, şerrine olan düzenlemelerde ısrar etmesi başta kamu çalışanları olmak üzere geniş kitlelerde tedirginlik yaratmaktadır. 

 

DİSİPLİN VE SİCİL AFFI

Disiplin affıyla ilgili kanun tasarısı TBMM Genel Kurulunda görüşülmeyi beklemektedir. Disiplin affıyla ilgili kanun tasarısı bir an önce kanunlaşmalı ve sicil affı ile ilgili bir çalışma başlatılmalıdır.

Çünkü kamu görevlileri disiplin cezası aldığı takdirde sicili bozulmaktadır. Bu nedenle disiplin affı ile sicil affı birlikte ele alınmalıdır. Özellikle uyarma ve kınama cezası alan bir personelin sicili bozulmakta ve başarı puanları düşmekte, bunun sonucunda her ay  40-50 YTL arasında maaş kaybına uğramaktadır.

EKONOMİK SOSYAL KONSEY

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 44’üncü maddesinde, en çok üyesi olan kamu görevlileri sendikaları konfederasyonunun Ekonomik ve Sosyal Konsey’de temsil edileceği belirtilmektedir. Ancak bu temsil hem katılımcılık, hem de hakkaniyet bakımından eksiktir. Söz konusu kanun maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle tüm kamu görevlileri sendikaları konfederasyonlarına Ekonomik ve Sosyal Konsey’de temsil imkanı verilmelidir.

 

KONUT EDİNDİRME YARDIMI

Zorunlu tasarruf fonu gibi kangren haline gelmiş fonlardan birisi de Konut Edindirme Yardımı (KEY) Fonudur. Hükümetin sosyal taraflarla uzlaşarak bir ödeme planı yapmak suretiyle KEY hesaplarını tasfiye etmesini beklemekteyiz.

 

HÜKÜMETİN AVANSI BİTMİŞTİR

Bu vesile ile bir hususu belirtmek istiyorum. Kimse 28 Şubat veya 12 Eylül gibi süreçleri çağrıştıran anti-demokratik yollara tevessül etmemelidir. Darbe yoluyla iktidardan uzak tutulan partilerin ilk fırsatta iktidara geldikleri unutulmamalıdır.

Bu nedenle demokrasi dışı yöntemlerle hükümetin üzerine gidilmemelidir. Bu Hükümeti sandığa gidene kadar kovalamalıyız.

Unutulmamalıdır ki, iktidar günleri göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçmektedir. İşte 35 ay geride kaldı. Kamu çalışanlarını aldatan ve kandıran iktidar partileri her dönemde siyasi mevta olmuştur. Bu hükümette aklını başına toplamazsa, kamu çalışanlarını hiçe saymaya, yok saymaya devam ederse bunların sonu da siyasi mevta olacaktır.

Bugün burada Hükümetin maaş artış politikasını sosyal güvenlik ve kamu personel reformuna özelleştirme uygulamalarına karşı eylem kararlarını belirleyeceğiz ve hiç vakit kaybetmeden meydanlara ineceğiz.